Archive for January 24th, 2008

Bana Abdülhamid ini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!

tugraNecip Fazıl Kısakürek, Ulu Hakan II. Abdülhamid Han adlı eserini böyle bitirmiş:

Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır.

1. Onun nazarında Sultan Abdülhamid’e aydınların nasıl baktığına göre, bakanların dünya görüşleri, ufukları, ufuksuzlukları, tarihimize ve bugünümüze dair neler düşündükleri ve teklif ettikleri rahatlıkla tespit edilebilirdi. Velhasıl, ‘Bana Abdülhamid’ini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!’ sözüyle özetlenebilir onun görüşü. Dolayısıyla Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır” tespitini bir milletin ‘kimlik teşhisi’ çabası bağlamında anlamak gerekmektedir.

2. Chicago’da 1893 yılında düzenlenen Dünya Fuarı’na davet mektubu gelmesi üzerine Abdülhamid’in hükümete, fuara katılma emrini vermesidir. Ama hangi şartla? Abdülhamid’in Oryantalizmin Osmanlı’ya bakışındaki tahkir ve tezyif edici bakışa nasıl bilinçli bir şekilde direndiğini bu şarttan anlıyoruz. Onun TRT’nin son Eurovision şarkı yarışmasında yaptığı gibi Oryantalizmin bize layık gördüğü imajı gönüllü olarak giymek ve Mevlevi “göstericileri”ni artık manası iyice fersudeleşmiş birer rakkas (ve rakkase) gibi takdim ederek puan toplamaya çalışmak tavrından iğrendiğini görüyoruz. Nitekim fuarda İslâmın sembolü olan bir caminin yanı sıra Osmanlı ürünlerinin satıldığı bir kapalı çarşı maketinin yapılmasını istemiştir. Mevlevi dervişlerinin sema gösterisi teklifine ve camide namaz kılan Müslüman konu mankenlerinin ’sergilenmesi’ teklifine ise karşı çıkmıştır. Cami, kimlik göstergesi olarak vardır ama Osmanlılar sadece seyirlik bir nesne değil, harıl harıl çalışıp üreten kanlı canlı birer öznedir bu mantığa göre. Böylece Sultan II. Abdülhamid’in 1893′lerde Mevlevilerin sema gösterisi karşısında gösterdiği şuurlu direniş, 2006 Türkiye’sinde eski “İslamcı”, yeni “Muhafazakâr Demokrat” yönetim taratından Mevlevi ekibinin Avrupa’ya bir şirinlik muskası şeklinde sunulması laubaliliğine gelip dayanmış bulunmaktadır.

3. Pasteur, kuduz aşısını 1885 yılında uygulamaya koymuştur. Sultan Abdülhamid, haberdar olur olmaz İstanbul’da bir Kuduz Hastanesi (Dârii’l-Kulb Tedavihanesi) açılması için harekete geçmiş ve hastane iki yıl içerisinde inşa edilmiştir. Aynı zamanda “Evliya” lakabıyla tanınan ilk mikrobiyologlarımızdan Miralay Dr. Hüseyin Remzi Bey (1839-1896) -ki Türkçe tıp eğitiminin gerçekleştirilmesinde büyük emeği geçmiştir- 1886 yılında, kuduz aşısının bulunuşundan hemen bir yıl sonra Zoiros Paşa ve Veteriner Hüseyin Hulki beylerle birlikte Paris’e gönderilerek Pasteur Ens-titüsü’nde çalışmış, döndükten sonra da Kuduz Hastanesi’nde görev yapmıştır. Pasteur’ün yanında yapbğı çalışmalar hemen semeresini vermiş ve Hüseyin Remzi Bey, 1888-89′da Kuduz Aşısı adlı bir kitap yazarak hem Paris’de gördüklerini anlatmış, hem de aşı hakkında ülkemizde ilk bilimsel bilgileri vermiştir.

Mustafa ARMAĞAN’ın “Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı” isimli kitabından yapılan 3 alıntı, Sultan’ın dünya görüşünü açıklaması bakımından bana bir hayli manidar geldi. Bir dizideki Abdülhamid’e suikast gerçekleştirmeye çalışan “Delikanlı Mustafa” ve baskıcı Abdülhamid portresi ve resmi kitaplardaki Abdülhamid Han imajının tekrar üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum.

Olayın özünde, 100 yılı aşkın süredir şu çekişme yatıyor. “Bana Abdülhamid ini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” Benim bildiğim Abdülhamid Han işte yukarıda küçücük 2 anekdot tan bile anlayabileceğiniz Sultan Koca Abdülhamid Han’dır. Ne mutlu bizlere ki, han’ımızın kıymeti gün geçtikçe yeniden anlaşılıyor!

abdulhamid

*En üstteki foto Sultan Abdülhamit Han’ın “El Gazi” tuğrasıdır. 

 

Tags: ,